FOTOĞRAFLARIN DİLİ

Koyumuzle,Yaylamizla,Caykaramizla,Karadenizimizle, ilgili resimleri burada paylasalim.

Moderatörler: Muzaffer Mustafa Altuncu, Fatma Ozbilgi, Sami Ayan

Mesajgönderen Yusuf Uysal » Sal Ağu 28, 2007 10:15 pm

Şekli yok yalnızlığın hiç bir dilde ve hiç bir dil tarif edemedi acıyı...

Resim



acıdan mı doğar insan...

Resim

yoksa insan mı acıları yaratan....
Resim
Kullanıcı avatarı
Yusuf Uysal
Sitenin Sahipleri
Sitenin Sahipleri
 
Mesajlar: 112
Kayıt: Cmt Mar 04, 2006 4:06 pm
Konum: istanbul

Mesajgönderen Bülent Aydınlı » Çrş Ağu 29, 2007 12:58 pm

tek kelimeyle harika...
Kullanıcı avatarı
Bülent Aydınlı
Sitenin Sahipleri
Sitenin Sahipleri
 
Mesajlar: 487
Kayıt: Pzt May 01, 2006 1:32 pm
Konum: TEKİRDAĞ

Mesajgönderen Bülent Altuncu » Çrş Ağu 29, 2007 2:41 pm

İskemli yapmaya çalışan çift harika, teşekkürler Yusuf
Kullanıcı avatarı
Bülent Altuncu
Sitenin Sahipleri
Sitenin Sahipleri
 
Mesajlar: 1533
Kayıt: Prş Ara 08, 2005 8:55 pm
Konum: Van (Erciş)

Mesajgönderen Bülent Altuncu » Cmt Eyl 01, 2007 8:48 am

"Dere" dedik, akışını hayatımıza benzettik "akıp giden hayat" derken, "dereler akar gider/taşlari yikar gider/bu dünya bir pencere/her gelen bakar gider" diye de türküsünü dedik, bir de nasıl akıp gittiğini görüp bize gösteren göz oldu.

Resim
Kullanıcı avatarı
Bülent Altuncu
Sitenin Sahipleri
Sitenin Sahipleri
 
Mesajlar: 1533
Kayıt: Prş Ara 08, 2005 8:55 pm
Konum: Van (Erciş)

Mesajgönderen Bülent Altuncu » Pzr Eyl 02, 2007 10:12 pm

"Yoksulluk" dedik, "fukaralık" dedik, "yoksulun sırtından doyan doyana/ bunu gören yürek nasıl dayana/ yiğit muhtaç oldu kuru soğana/ bilmem söylesem mi söylemesem mi" diye türkü dedik ama korktuk söylemedik, kırkta bir ver yeter ona sanada sevabı dediler ya veremedik ya da göremedik ama yine de gören gözler varmış, "yoksulluk, özlemekten utanmak" mış.

Resim
Kullanıcı avatarı
Bülent Altuncu
Sitenin Sahipleri
Sitenin Sahipleri
 
Mesajlar: 1533
Kayıt: Prş Ara 08, 2005 8:55 pm
Konum: Van (Erciş)

Mesajgönderen Bülent Altuncu » Çrş Eyl 05, 2007 5:29 pm

"Eşitlik" dedik, "biri yer biri bakar , kıyamet ondan kopar" diye de atalarımızdan beri söyledik, "kula kulluk yakışır mı" diye onurumuzu türkülerde koruduk ama bir de göz vardı ki gördü ve resmetti bize "bu düzende birileri hep oynar, birileri de onları seyrederken tutunacak direk arar".

Resim
Kullanıcı avatarı
Bülent Altuncu
Sitenin Sahipleri
Sitenin Sahipleri
 
Mesajlar: 1533
Kayıt: Prş Ara 08, 2005 8:55 pm
Konum: Van (Erciş)

Mesajgönderen Bülent Altuncu » Cum Eyl 07, 2007 10:48 pm

“Işık” dedik, hasta yatağında az bişey ağrımızın dinmesini bile “ gözlerum bira işıkladi” diye ifade ettik, çünkü dünya dönmeye başladı başlayalı hayatımızı ona göre planladık. Hatta ilk ona taptık. Sonraları ışıklarımızı kesmeye başladılar, karanlıklarda kaldık. Işık aradık, umudunu kesenler karanlığa alışmaya başladı, kesmeyenler “ akın var akın /güneşe akın/ güneşi zaptedeceğiz/güneşin zaptı yakın” diye bir türkü dillerinde, bilim denen kaynak ellerinde peşine düştüler, bazen yoruldular peşinde dolaşmaktan ışığın, hatta keşke şu bilim denen kaynak elimizde olmasaydı da bizim de gözümüz karanlığa alışsaydı çoğu insanlar gibi diye düşündükleri bile oldu zor anlarında ama çoğunluk olmadı hiçbir zaman yanlarında. Çünkü çoğunluğun ışıkla arasında duvarlar vardı, onlar o duvarları yıkamazdı, yıksalar iç barışları kalmazdı , işte o duvarları gören göz vardı, o duvar bulutlardı. Çoğunluk bulutların altında, fitillerin, ampullerin ışığında, “güneşin sofrasında” ki azınlık çoğunluğun dışında, dağ başlarında.

Resim
Kullanıcı avatarı
Bülent Altuncu
Sitenin Sahipleri
Sitenin Sahipleri
 
Mesajlar: 1533
Kayıt: Prş Ara 08, 2005 8:55 pm
Konum: Van (Erciş)

Mesajgönderen Bülent Altuncu » Pzr Eyl 16, 2007 9:07 am

“Korumak” dedik, insanın kendini korumasını doğuştan içgüdüsel olarak bildiğini önce öğrendik, sonra kendimizden başka şeylerin de korunması gerektiğini öğrendik, örneğin “kardeşini koru” dediler, “kitaplarını koru” dediler, “ülkeni koru” dediler, “geleneklerini koru” dediler, yani değerli olan şeylerini her zaman koru dediler, yine de anlamıyorsan doğayı izle dediler, doğaya baktık, değerli olan şeyler hep iyi korunuyordu; örneğin meyvelerin iyi olup daha faydalı olanları hep kabukları daha kalın olanlardı,…, ekmeklerin iyi olup bayatlamayanları Vakfıkebir ekmeği gibi kalın kabuklu olanlardı, fındığın lezizi ince kabuklu büyük olanı değil, küçük de olsa kabuğu kalın olan Çaykara fındığı gibi olanıydı, arabaların iyi olanı kabuğu yani kaportası kalın olanıydı,. Bu örnekler böyle çoğaltılıp gider. Bir de en önemlisi, organların en hayati ve lazım olanı beyindi ve o da vucut da kafatası gibi bir kemik zırh içinde en iyi korunanıydı. Tüm bunlara da inanmazsan kabuğuyla, içi ile, içinin bölmeleri arasında ki ince kabuklarına kadar her şeyiyle beyine benzeyen cevize yemeden önce bi bakın derim ben. Gören göz yemeden önce baktı, gösterdi, bize de düşünmesi kaldı.


Resim

Ama iyi de oldu. Değerli olan şeyler demek hep zor ulaşılanlarmış, değerli olan şeyler demek hep korunmalıymış, değerli olan şeyler bir kere bozulursa (cevizin kırılması örneğin) bir daha eski haline gelmezmiş , değerli olan şeyler ne kadar iyi korunursa o kadar çok yaşarmış. Ve ne kadar çok değerin varsa , senin için hayat o kadar değerli olur. Ha bu hayata sözde değer vermeyip öteki tarafı önemsediklerini iddia edenlere (bence büyük çoğunluğunun dedikleri ile yaşadıkları tam zıttır her zaman, ya kendilerini ya da çevrelerini kandırıyorlar sürekli) gelince; öldük gittik Allahın huzuruna karar verdi cennetine koyacak bizi, sorduğu zaman “ne istersin cennette benden, hepsini vereceğim sana”, hayatın boyunca ne kadar değer biriktirebildiysen onları talep edebilirsin, yoksa cep telefonunu, arsalarını, hisse senetlerini ve hatta dindar olduğunu etrafına göstermek için kullandığın araç gereçlerini istersen güler sana...

(Mevlüt bey bu kadar güzel çekilmezdi, güzel bir pazar sabahı yedim kafayı)
Kullanıcı avatarı
Bülent Altuncu
Sitenin Sahipleri
Sitenin Sahipleri
 
Mesajlar: 1533
Kayıt: Prş Ara 08, 2005 8:55 pm
Konum: Van (Erciş)

Mesajgönderen Bülent Altuncu » Cmt Eyl 29, 2007 10:10 pm

“Köprü” dedik, türkülerde üzerinden kah gelin geçti başbağını düşürüp, kah da geçemedik sevdadan geçemediğimiz zamanlar, kah da ayıya bile iltifat ettik geçene kadar. Sonuçta hep gitmek istediğimiz yere, görmek istediklerimize kavuşturdu bizi köprüler. Şimdi ki gibi içinde reklam da kokan “sahibul”lü bireysel hayırlar zamanından evvel zamanlarda kalbur samanlarda kuşaklar boyu sürecek hayırlar için sırat dan bile geçiren, sahibi üzerinde yazmayan çünkü sahibi olmayan dayanışmanın, paylaşmanın eserini gören göz oldu

Resim

(köprü yapmanın sevabı sırat köprüsünden bile geçirtir demek istedim yanlış anlaşılmasında)
Kullanıcı avatarı
Bülent Altuncu
Sitenin Sahipleri
Sitenin Sahipleri
 
Mesajlar: 1533
Kayıt: Prş Ara 08, 2005 8:55 pm
Konum: Van (Erciş)

Mesajgönderen Bülent Altuncu » Sal Eki 02, 2007 10:15 pm

Bu da masumiyet, başka kelimeye ne hacet

Resim
Kullanıcı avatarı
Bülent Altuncu
Sitenin Sahipleri
Sitenin Sahipleri
 
Mesajlar: 1533
Kayıt: Prş Ara 08, 2005 8:55 pm
Konum: Van (Erciş)

Mesajgönderen Bülent Altuncu » Cum Eki 05, 2007 5:51 pm

İlk görev yerim Bayburt Taht Köyü Sağlık Ocağına gittiğimde benden önce orada çalışan doktordan çok bahsederlerdi. Beş yıl orada çalışmış, maaşını alacağı aybaşları dışında Bayburt'a bile hiç inmezmiş, eğer hasta biraz kötüyse hastaların evlerinde sabahlarmış . Hasta olsun olmasın tüm personel beyaz önlükleriyle sabah 8 de işbaşında olurmuş, ortak pişirip ortak yemek yerlermiş. Bayburt' un kış ayazında terlikleriyle gezermiş köyü, falan filan. Çoluğundan çocuğuna herkesin onla ilgili anlatacak bir şeyi vardı mutlaka. İster istemez kıyaslanma durumları ve onu aratmama sıkıntısı da bende tabi. Sağlık ocağının giriş salonundaki üzerleri antika gibi divan örtüleri ile kaplı divanları, orta sehpada ve tüm pencere içlerindeki çiçekleri (çift pencere olurdu soğuktan korunmak için) görünce farketmiştim bir farklılık olduğunu. Doktor odasına gittim masa üstünde bana bırakılmış notlar vardı. Personele sordum; "senin geleceğini duydu, tayini çıktığı halde bekledi gelmeni, meyil müddeti dolunca gitti" dediler. Bana sağlık ocağını, işleyişi, idareyi, köyü ve daha bir çok konuyu anlatan not ve döküman bırakmıştı, okuyup öğrenip zorluk çekmeyeyim diye. Onlara bakarken gözüm karşıda duran çerçeveye takıldı; "bir tapınak yazıtı" diye başlayan bir başlık ve altında yaşama dair insana öğütler yazıyordu içinde. Şimdi fotokritik. com da bu fotoğrafı görünce oradaki bir cümle aklıma geldi. Şöyle yazıyordu "hatırlarmısın sen ağlarken doğumunda herkes gülüyordu sana, öyle bir yaşam sür ki herkes ağlasın sen öldüğünde" .


Resim

Ben bile ağlamıştım gidişine ama "he öyle iyiydi, böyle iyiydi" diyenlerden "ama ismi "Aybars" tı, sorduk öğrendik ermeni ismi imiş, korkusundan iyi olmak zorundaydı" diyenler bile olmuştu. Sonra görüştüm kendisi ile, sadece Sıvas'lı Türk alevi idi, o kadar da çok kötü değilmiş diye emeklerinin boşa gitmediğini o bilmese de benim görüp rahatlamam için anlattım durdum bir yıl ermeni olmadığını, Türk alevisi olduğunu. O sıra seçim oldu ve Ecevit in koalisyonla hükümet kuracağını duyan köyün delisi panik vaziyette her önüne gelene " aha Ecevit gelecek şimdi kızılbaşlar gelip kesecekler bizi" deyip kapı kapı dolandığını duyunca benim emekleriminde boşa gideceğini anlamıştım.

İnsan emek verdiklerini severse onlar anlamasa da emeğinin boşa gittiğini düşünmez. Boşa gideceğini anlamıştım desem de Volkan Konak ın dediği gibi ben hala onları sevmekle meşgulum.

Fotoğrafın üzerine ismini yazmayı unuttuğum Artuğ Aşıl' a teşekkürlerimle.
Kullanıcı avatarı
Bülent Altuncu
Sitenin Sahipleri
Sitenin Sahipleri
 
Mesajlar: 1533
Kayıt: Prş Ara 08, 2005 8:55 pm
Konum: Van (Erciş)

Mesajgönderen Bülent Altuncu » Sal Eki 09, 2007 3:44 pm

"Gözyaşı" dedik, haklı olduğundan sonuna kadar eminken yine de affedebilmenin en güzel duasını "akıttuğum göz yaşı cehennem suyun olsun..." diye giden türkümüzde söyledik, hem üzünçte hem sevinçde aktığından ikisininde kardeş olduğunu öğrendik, dışa akıtıldığında rahatlanıldığı ama içe akıtıldığındaki ağırlığını " göz yaşı, yürek taşı" diye benzettik, o yüzden aksınlar istedik ve "silma gözyaşlaruni/dudağunda kurusun" diye türkü ettik ama içleri dışları bir olan çocuklara "hiç yakıştıramadık" diyerek gözümüzde onları büyük görüyormuş görünerek kandırmaya çalıştık, bir de çocuğa nasıl yakıştığını gören göz vardı...

Resim
Kullanıcı avatarı
Bülent Altuncu
Sitenin Sahipleri
Sitenin Sahipleri
 
Mesajlar: 1533
Kayıt: Prş Ara 08, 2005 8:55 pm
Konum: Van (Erciş)

Mesajgönderen Muzaffer Mustafa Altuncu » Sal Eki 09, 2007 4:05 pm

-Göz yaşı dökmek iyidir,,,,Tabi Dr. Bülent daha iyisini söyledi ya, bize fazlasını söylemek düşmez....

-Allah kimseyine üzüntü sonrası gözyaşı döktürmesin...
Kullanıcı avatarı
Muzaffer Mustafa Altuncu
Bölum yetkilisi
Bölum yetkilisi
 
Mesajlar: 26510
Kayıt: Cmt Şub 04, 2006 9:12 pm
Konum: GÖLCÜK

Mesajgönderen Mehmet Zeki Sarı » Çrş Eki 10, 2007 7:42 pm

çok güzel bir çalışma elinize sağlık
Kullanıcı avatarı
Mehmet Zeki Sarı
Sitenin Sahipleri
Sitenin Sahipleri
 
Mesajlar: 1575
Kayıt: Prş Eki 06, 2005 6:46 pm
Konum: istanbul

Mesajgönderen Fatma Ozbilgi » Çrş Eki 10, 2007 10:54 pm

bu sayfayi epey oldu bakmamisdim,cok guzel calismalar eklenmis, yureginize saglik..
Kullanıcı avatarı
Fatma Ozbilgi
Site Yönetim
Site Yönetim
 
Mesajlar: 5100
Kayıt: Pzr Eyl 04, 2005 6:06 pm
Konum: Fransa/ Lille/Ankara/ Caykara Sahinkaya

ÖncekiSonraki

Dön MANZARALAR

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron